Kılçıksız Fasulye Hangisidir? Dünyanın Bir Ucundan Tencereye Uzanan Bir Soru
Bazı sorular vardır; ilk bakışta mutfakla ilgilidir ama biraz deşince insanı kültüre, alışkanlıklara, hatta karakter farklarına kadar götürür. “Kılçıksız fasulye hangisidir?” sorusu da tam olarak böyle. Pazarda fasulyenin önünde durup avucuna alanlar, kılçığını kontrol ederken aslında sadece bir sebze seçmiyor; çocukluk anılarını, annesinin mutfağını, hatta dünya mutfağıyla kurduğu ilişkiyi de masaya koyuyor. Ben konulara tek cepheden bakmayı sevmeyenlerdenim; o yüzden gelin bu fasulyeyi hem dünyada hem bizde, hem bireysel hem toplumsal yerinden tutup biraz kurcalayalım.
Küresel Perspektif: Dünyada Kılçıksız Fasulye Ne Demek?
Dünya mutfağına baktığımızda “kılçıksız fasulye” kavramı bizim kadar net kullanılmıyor. İngilizce konuşulan ülkelerde “green bean”, “string bean” ya da “snap bean” gibi adlarla anılıyor. Buradaki kritik kelime “string”. Eskiden bazı fasulye türlerinin yanlarında ip gibi sert lifler olurmuş; ayıklaması dert, yemesi zahmet. Zamanla tarımda yapılan ıslah çalışmalarıyla bu liflerin büyük ölçüde yok edildiği türler geliştirilmiş. İşte Batı dünyasında “stringless beans” dendiğinde, bizim kılçıksız dediğimiz fasulye kastediliyor.
Amerika’da, Fransa’da ya da Japonya’da insanlar pazarda fasulye alırken çoğunlukla “kılçığı var mı?” diye sormaz; çünkü zaten standart olarak lifsiz türler satılır. Bu biraz da pratik yaşam tarzının sonucu. Erkeklerin bireysel başarı ve hız odaklı yaklaşımını burada net görüyoruz: hızlı pişsin, hızlı yensin, uğraştırmasın. Fasulye dediğin şey tabağa giden yolda engel çıkarmamalı.
Yerel Perspektif: Bizde Kılçıksız Fasulye Bir Hayat Meselesi
Türkiye’ye geldiğimizde tablo değişiyor. Bizde kılçıksız fasulye, sadece bir sebze değil; iyi ev hanımı göstergesi, pazar tecrübesi, hatta “annem daha iyisini seçer” tartışmasının konusu. Ayşe kadın fasulyesi, çalı fasulyesi, boncuk fasulye… Hepsi kılçıksız olarak bilinse de iş uygulamaya gelince herkesin bir “asıl kılçıksız” tanımı var.
Yerelde kadınların konuya yaklaşımı daha ilişkisel ve kültürel. “Bu fasulye zeytinyağlıya gider mi?”, “Misafir gelince bunu mu yapsak?” gibi sorular devreye giriyor. Fasulyenin kılçıksız olması, yemeğin lezzeti kadar sofradaki uyumla da ilgili. Çünkü bizde yemek, sadece karın doyurmak değil; bağ kurmak, sohbet açmak, hatıra biriktirmek.
Erkekler ise genelde daha net: “Kılçık çıkmasın yeter.” Onlar için başarı, tabağa gelen yemeğin problemsiz yenmesiyle ölçülüyor. Ayıklarken sinir bozmasın, yerken dişe takılmasın. Pratiklik burada ön planda.
Kılçıksızlık Gerçekten Fasulyede mi, Yoksa Algıda mı?
İşin ilginç tarafı şu: Tamamen kılçıksız fasulye diye bir şey neredeyse yok. Fasulyenin yaşı, yetiştiği toprak, ne zaman toplandığı çok belirleyici. Genç fasulye çoğu zaman kılçıksız olur, geç kalınırsa en “kılçıksız” denen tür bile liflenir. Yani mesele biraz da zamanlama meselesi.
Bu noktada kültürel farklar tekrar devreye giriyor. Küresel mutfakta standart ürün ve endüstriyel tarım sayesinde bu farklar minimize ediliyor. Yerel mutfakta ise bilgi, deneyim ve sezgi ön plana çıkıyor. Pazarcıyla kurulan diyalog, fasulyeyi kırıp dinleme sesi, hatta rengi bile önemli.
Kadınların toplumsal hafızaya dayalı yaklaşımı burada kendini gösteriyor: “Geçen sene aldığımız yerden alalım”, “Bu fasulye çocukken yediğime benziyor” gibi cümleler aslında fasulyenin kültürel yolculuğunu anlatıyor.
Kılçıksız Fasulye Üzerinden Karakter Okumak
Forumda dikkat ediyorum, bazıları “En kılçıksız fasulye şudur” diye net konuşuyor, bazıları ise “Bence kılçıksızlık biraz da pişirmeyle alakalı” diyor. Bu bile yaklaşım farkını ortaya koyuyor. Erkekler daha sonuç odaklı: isim, tür, çözüm. Kadınlar ise süreç odaklı: nasıl pişti, kimle yendi, neyi hatırlattı.
Belki de kılçıksız fasulye sorusu, mutfaktan çıkıp hayata dair bir metafora dönüşüyor. Hepimiz pürüzsüz olanı arıyoruz ama bazen asıl tat, küçük zahmetlerde gizli oluyor.
Söz Forumdaşlarda: Sizin Kılçıksız Fasulyeniz Hangisi?
Şimdi sözü biraz da size bırakmak istiyorum. Siz kılçıksız fasulyeyi nasıl tanımlıyorsunuz? Pazarda kırıp kontrol edenlerden misiniz, yoksa “bildiğim yerden şaşmam” diyenlerden mi? Evde kimin sözü geçer bu konuda? Annenizin mi, sizin mi, yoksa fasulyenin kaderine razı olan bir aile bireyi misiniz?
Yorumlarda hem yerel tecrübelerinizi hem de farklı ülkelerde yaşadıysanız oradaki fasulye maceralarınızı paylaşırsanız, bu başlık tam bir mutfak sohbetine dönüşür. Kim bilir, belki de forum tarihinin en kılçıksız tartışması burada çıkar.
Bazı sorular vardır; ilk bakışta mutfakla ilgilidir ama biraz deşince insanı kültüre, alışkanlıklara, hatta karakter farklarına kadar götürür. “Kılçıksız fasulye hangisidir?” sorusu da tam olarak böyle. Pazarda fasulyenin önünde durup avucuna alanlar, kılçığını kontrol ederken aslında sadece bir sebze seçmiyor; çocukluk anılarını, annesinin mutfağını, hatta dünya mutfağıyla kurduğu ilişkiyi de masaya koyuyor. Ben konulara tek cepheden bakmayı sevmeyenlerdenim; o yüzden gelin bu fasulyeyi hem dünyada hem bizde, hem bireysel hem toplumsal yerinden tutup biraz kurcalayalım.
Küresel Perspektif: Dünyada Kılçıksız Fasulye Ne Demek?
Dünya mutfağına baktığımızda “kılçıksız fasulye” kavramı bizim kadar net kullanılmıyor. İngilizce konuşulan ülkelerde “green bean”, “string bean” ya da “snap bean” gibi adlarla anılıyor. Buradaki kritik kelime “string”. Eskiden bazı fasulye türlerinin yanlarında ip gibi sert lifler olurmuş; ayıklaması dert, yemesi zahmet. Zamanla tarımda yapılan ıslah çalışmalarıyla bu liflerin büyük ölçüde yok edildiği türler geliştirilmiş. İşte Batı dünyasında “stringless beans” dendiğinde, bizim kılçıksız dediğimiz fasulye kastediliyor.
Amerika’da, Fransa’da ya da Japonya’da insanlar pazarda fasulye alırken çoğunlukla “kılçığı var mı?” diye sormaz; çünkü zaten standart olarak lifsiz türler satılır. Bu biraz da pratik yaşam tarzının sonucu. Erkeklerin bireysel başarı ve hız odaklı yaklaşımını burada net görüyoruz: hızlı pişsin, hızlı yensin, uğraştırmasın. Fasulye dediğin şey tabağa giden yolda engel çıkarmamalı.
Yerel Perspektif: Bizde Kılçıksız Fasulye Bir Hayat Meselesi
Türkiye’ye geldiğimizde tablo değişiyor. Bizde kılçıksız fasulye, sadece bir sebze değil; iyi ev hanımı göstergesi, pazar tecrübesi, hatta “annem daha iyisini seçer” tartışmasının konusu. Ayşe kadın fasulyesi, çalı fasulyesi, boncuk fasulye… Hepsi kılçıksız olarak bilinse de iş uygulamaya gelince herkesin bir “asıl kılçıksız” tanımı var.
Yerelde kadınların konuya yaklaşımı daha ilişkisel ve kültürel. “Bu fasulye zeytinyağlıya gider mi?”, “Misafir gelince bunu mu yapsak?” gibi sorular devreye giriyor. Fasulyenin kılçıksız olması, yemeğin lezzeti kadar sofradaki uyumla da ilgili. Çünkü bizde yemek, sadece karın doyurmak değil; bağ kurmak, sohbet açmak, hatıra biriktirmek.
Erkekler ise genelde daha net: “Kılçık çıkmasın yeter.” Onlar için başarı, tabağa gelen yemeğin problemsiz yenmesiyle ölçülüyor. Ayıklarken sinir bozmasın, yerken dişe takılmasın. Pratiklik burada ön planda.
Kılçıksızlık Gerçekten Fasulyede mi, Yoksa Algıda mı?
İşin ilginç tarafı şu: Tamamen kılçıksız fasulye diye bir şey neredeyse yok. Fasulyenin yaşı, yetiştiği toprak, ne zaman toplandığı çok belirleyici. Genç fasulye çoğu zaman kılçıksız olur, geç kalınırsa en “kılçıksız” denen tür bile liflenir. Yani mesele biraz da zamanlama meselesi.
Bu noktada kültürel farklar tekrar devreye giriyor. Küresel mutfakta standart ürün ve endüstriyel tarım sayesinde bu farklar minimize ediliyor. Yerel mutfakta ise bilgi, deneyim ve sezgi ön plana çıkıyor. Pazarcıyla kurulan diyalog, fasulyeyi kırıp dinleme sesi, hatta rengi bile önemli.
Kadınların toplumsal hafızaya dayalı yaklaşımı burada kendini gösteriyor: “Geçen sene aldığımız yerden alalım”, “Bu fasulye çocukken yediğime benziyor” gibi cümleler aslında fasulyenin kültürel yolculuğunu anlatıyor.
Kılçıksız Fasulye Üzerinden Karakter Okumak
Forumda dikkat ediyorum, bazıları “En kılçıksız fasulye şudur” diye net konuşuyor, bazıları ise “Bence kılçıksızlık biraz da pişirmeyle alakalı” diyor. Bu bile yaklaşım farkını ortaya koyuyor. Erkekler daha sonuç odaklı: isim, tür, çözüm. Kadınlar ise süreç odaklı: nasıl pişti, kimle yendi, neyi hatırlattı.
Belki de kılçıksız fasulye sorusu, mutfaktan çıkıp hayata dair bir metafora dönüşüyor. Hepimiz pürüzsüz olanı arıyoruz ama bazen asıl tat, küçük zahmetlerde gizli oluyor.
Söz Forumdaşlarda: Sizin Kılçıksız Fasulyeniz Hangisi?
Şimdi sözü biraz da size bırakmak istiyorum. Siz kılçıksız fasulyeyi nasıl tanımlıyorsunuz? Pazarda kırıp kontrol edenlerden misiniz, yoksa “bildiğim yerden şaşmam” diyenlerden mi? Evde kimin sözü geçer bu konuda? Annenizin mi, sizin mi, yoksa fasulyenin kaderine razı olan bir aile bireyi misiniz?
Yorumlarda hem yerel tecrübelerinizi hem de farklı ülkelerde yaşadıysanız oradaki fasulye maceralarınızı paylaşırsanız, bu başlık tam bir mutfak sohbetine dönüşür. Kim bilir, belki de forum tarihinin en kılçıksız tartışması burada çıkar.