Cimere komşu şikayet edilir mi ?

Sempatik

New member
Yine de toplumsal davranış araştırmalarında gözlenen bazı eğilimleri tartışmaya açmak açısından iki farklı yaklaşım üzerinden düşünmek mümkün.

Bazı erkekler böyle bir problemi daha stratejik ele alabilir: “Sorun nedir, hangi kurum yetkilidir, hangi delil gerekir ve sonuç almak için hangi sırayı izlemeliyim?” yaklaşımı öne çıkabilir.

Bazı kadınlarda ise komşuluk ilişkilerinin sosyal boyutuna daha fazla ağırlık verme eğilimi görülebilir: “Bu şikâyet apartmandaki ilişkileri nasıl etkiler, yaşlı komşu ne olacak, çocuklar bundan nasıl etkilenecek, mesele büyürse herkes zarar görür mü?” gibi sorular öne çıkabilir.

Ama bence en sağlıklı yaklaşım bu iki bakış açısını birleştirmek.

Sonuç odaklı olmak ile empati kurmak birbirinin düşmanı değil.

Hatta iyi bir komşuluk sorununda ikisine de ihtiyaç var. Önce olayın gerçekten hukuki/idari bir problem olup olmadığını objektif biçimde değerlendirmek, sonra da gereksiz biçimde çatışmayı büyütmemek gerekiyor.

CİMER'E ŞİKÂYET ETMEK KOMŞULUK İLİŞKİLERİNİ NASIL DEĞİŞTİRİR?

Burada sosyolojik bir boyut var.

Türkiye'de apartman kültürü yalnızca hukuki kurallardan oluşmuyor. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” gibi ifadeler yüzyıllardır toplumsal hafızamızda yer alıyor. Geleneksel mahalle yapısında insanlar birbirlerini yalnızca komşu değil, aynı sosyal çevrenin parçası olarak görüyordu.

Modern apartman yaşamında ise durum değişti.

İnsanlar aynı binada yaşayıp birbirlerinin adını bile bilmeyebiliyor. Büyük şehirlerde anonimlik arttıkça, doğrudan konuşma yerine resmi şikâyet mekanizmalarına başvurma eğiliminin artması şaşırtıcı değil.

Bunun ekonomik bir tarafı da var.

Bir apartmanda gürültü veya sürekli rahatsızlık yalnızca “huzur” meselesi değildir. Evden çalışan bir kişinin verimliliğini düşürebilir, öğrencinin ders çalışmasını etkileyebilir, kiracının taşınmasına neden olabilir veya bir konutun kullanım değerini azaltabilir.

Dolayısıyla komşuluk sorunlarının ekonomik maliyeti de küçümsenmemeli.

Fakat bunun tersi de mümkün: Her küçük anlaşmazlığın resmi şikâyet mekanizmasına taşınması apartmandaki sosyal sermayeyi zayıflatabilir.

Bence ideal sıra çoğu zaman şöyle:

Konuşma → apartman yönetimi → yetkili kurum → gerektiğinde hukuki/adli yollar.

Elbette tehdit, şiddet, ciddi güvenlik riski veya benzeri durumlarda “önce konuşalım” yaklaşımı uygun olmayabilir.

CİMER BAŞVURUSUNDAN SONRA NE OLUR?

CİMER'e başvurmak, “şikâyet ettim ve yarın sonuç çıkacak” anlamına gelmez.

Başvurunun niteliğine göre ilgili kamu kurumuna yönlendirme yapılabilir ve kurum kendi görev alanı içinde inceleme gerçekleştirebilir. Sonuç, olayın niteliğine ve kurumun yetkilerine göre değişir.

Örneğin vatandaş belediyenin denetim alanına girebilecek bir durum bildirmişse başvurunun ilgili belediye birimine yönlendirilmesi mümkün olabilir.

Fakat kamu kurumunun görevi olmayan bir konuda CİMER üzerinden başvuru yapmak, özel hukuk uyuşmazlığını otomatik olarak çözüme kavuşturmaz.

Örneğin “Komşum balkonumu kullanmama izin vermiyor” gibi bir uyuşmazlık ile “komşum belediye mevzuatına aykırı bir faaliyet yürütüyor” iddiası hukuken aynı kategori değildir.

Bu ayrım özellikle önemli çünkü CİMER'in kapsamı hakkında yanlış beklenti oluşturmak vatandaşın zaman kaybetmesine neden olabilir.

YANLIŞ VE ASILSIZ ŞİKÂYETLERİN RİSKİ

Bir başka önemli konu da şikâyet hakkının kötüye kullanılmaması.

Bir komşuyla kişisel olarak anlaşamıyor olmak, onun hakkında sürekli resmi başvurular yapmak için tek başına gerekçe değildir.

Örneğin “Beni selamlamıyor, onu CİMER'e şikâyet edeceğim” noktasına gelmek artık kamu başvuru mekanizmasının amacından uzaklaşır.

Daha tehlikelisi, gerçeğe aykırı ciddi suçlamalar yöneltmektir.

Bu nedenle başvuruda mümkün olduğunca gözlemlenebilir gerçeklere bağlı kalmak gerekir. “Uyuşturucu satıyor” gibi çok ağır bir iddia yerine, gerçekten görülen ve yetkili makamın araştırabileceği somut davranışlar aktarılmalıdır.

Çünkü resmi makamlara yapılan başvuruların da hukuki sonuçları olabilir.

Başka bir ifadeyle CİMER, komşuyla kavga etmenin dijital versiyonu değildir.

GELECEKTE KOMŞULUK ŞİKÂYETLERİ NASIL DEĞİŞEBİLİR?

Bence önümüzdeki yıllarda bu mesele daha da önemli hale gelecek.

Çünkü şehirler yoğunlaşıyor, apartman yaşamı yaygınlaşıyor ve insanların evlerini kullanma biçimi değişiyor. Evden çalışma, kısa süreli konaklama, evden yürütülen ticari faaliyetler, elektrikli araçlar, klima ve ısı pompası sistemleri, yüksek hızlı internet altyapıları gibi yeni yaşam biçimleri klasik komşuluk hukukunun karşısına yeni sorunlar çıkarıyor.

Örneğin bugün tartıştığımız gürültü problemi gelecekte akıllı ev cihazlarının sürekli çalışması veya elektrikli araç şarj sistemlerinin apartman ortak alanlarına kurulması üzerinden ortaya çıkabilir.

Yapay zekâ destekli belediye sistemleri ve dijital şikâyet platformları da idarenin sorunları daha hızlı sınıflandırmasına yardımcı olabilir.

Ama burada başka bir risk ortaya çıkıyor: Daha kolay şikâyet edebilmek, daha iyi komşuluk anlamına gelmeyebilir.

Bir düğmeye basarak şikâyet etmek kolaylaştıkça, insanlar birbirleriyle konuşma zahmetinden de vazgeçebilir.

Bu yüzden teknolojinin gelecekteki görevi yalnızca şikâyeti hızlandırmak değil, doğru kuruma yönlendirmek ve gereksiz çatışmaları azaltmak olmalı.

SONUÇ: CİMER'E ŞİKÂYET EDİLİR AMA ÖNCE SORUNUN NE OLDUĞU ANLAŞILMALI

Toparlarsak, komşu hakkında CİMER'e başvuru yapılabilir, ancak bunun anlamı CİMER'in her komşuluk problemini doğrudan çözeceği değildir. Esas mesele, şikâyet edilen davranışın kamu kurumunun görev alanına girip girmediğini belirlemektir.

Gürültü, ruhsatsız faaliyet, çevreye yönelik sorunlar, belediyenin denetim alanındaki bazı uygulamalar veya başka idari meseleler için CİMER üzerinden ilgili kurumun harekete geçmesi talep edilebilir. Buna karşılık özel hukuk kapsamındaki birçok komşuluk uyuşmazlığında farklı hukuki yollar gündeme gelebilir.

Benim açımdan en sağlıklı yaklaşım, şikâyeti bir “intikam aracı” değil, sonuç alınamadığında başvurulan kurumsal bir çözüm mekanizması olarak görmek.

Bir de işin insani tarafını unutmamak gerekiyor.

Apartmanda yaşayan insanların hepsi aynı yaşam tarzına sahip değil. Birinin çocuğu olabilir, diğerinin gece vardiyası olabilir; biri evden çalışabilir, diğerinin yaşlı bir yakını olabilir. Birinin normal kabul ettiği ses seviyesi diğerini ciddi şekilde rahatsız edebilir. Bu yüzden “Ben rahatsız olmuyorum, demek ki sorun yok” yaklaşımı kadar, “Ben rahatsız oldum, demek ki kesinlikle yasak” yaklaşımı da sağlıklı değil.

Asıl mesele ölçülebilir rahatsızlık ile kişisel tahammülsüzlüğü birbirinden ayırabilmek.

Forumda tartışmaya değer birkaç soru da burada ortaya çıkıyor:

Bir komşu sorununu resmi makamlara taşımadan önce mutlaka yüz yüze konuşmak gerekir mi?

Peki ya karşı taraf saldırgan veya tehditkârsa?

CİMER'in yaygınlaşması vatandaşın hakkını aramasını mı kolaylaştırıyor, yoksa insanlar arasındaki doğrudan iletişimi mi azaltıyor?

Apartman yönetimleri daha etkili çalışsa CİMER'e yapılan komşuluk başvurularının önemli bir kısmı zaten ortadan kalkar mı?

Ve belki de en önemlisi: İyi komşuluk, hukuki kurallara uymaktan mı ibarettir, yoksa birbirinin yaşam alanına gönüllü olarak saygı göstermeyi de gerektirir mi?

Bence gelecekteki tartışmanın asıl konusu “Komşuyu nereye şikâyet ederim?” sorusundan çok daha geniş olacak: Aynı binayı paylaşan insanların hem haklarını koruyup hem de birbirlerinin hayatını gereksiz yere zorlaştırmadığı bir şehir kültürünü nasıl oluşturabiliriz?
 
Üst