Sempatik
New member
“En iyi kan yapan pekmez hangisi?” sorusuna biraz daha yakından bakalım
Bir market rafında üzüm, dut, keçiboynuzu ya da farklı yörelere ait pekmezleri görünce insanın aklına çok doğal bir soru geliyor: “Hangisi kan yapar, hangisini almalıyım?” Özellikle sürekli yorgunluk, halsizlik veya baş dönmesi yaşayan birinin çevresinden “Pekmez ye, kanın yükselsin” tavsiyesini duyması neredeyse kültürel bir refleks haline gelmiş durumda.
Fakat burada yalnızca besin değeri üzerinden konuşmak yeterli değil. “Kan yapan yiyecek” arayışı; kadınların adet dönemleri, hamilelik ve doğum gibi biyolojik süreçleriyle, aile içindeki beslenme alışkanlıklarıyla, gelir düzeyiyle, yaşanılan bölgeyle ve hatta sağlık hizmetlerine erişimle bağlantılı bir konu. Dünya Sağlık Örgütü de kansızlığın yalnızca bireysel beslenme tercihlerinden kaynaklanmadığını; yoksulluk, eğitim, besleyici gıdaya erişim ve toplumsal cinsiyet normları gibi sosyal belirleyicilerin de önemli olduğunu vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü+1
Bu nedenle “en iyi pekmez hangisi?” sorusunu yanıtlarken hem mutfaktaki geleneksel bilgiyi hem de bilimsel verileri birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Üzüm pekmezi mi, dut pekmezi mi? Önce “kan yapmak” ne demek?
Günlük dilde “kan yapmak” çoğunlukla hemoglobinin yükselmesi ve demir eksikliğinin giderilmesi anlamında kullanılıyor. Oysa kansızlığın tek bir nedeni yok. Demir eksikliği önemli bir neden olsa da B12 veya folat eksikliği, kronik hastalıklar, enfeksiyonlar, kan kaybı ve kalıtsal kan hastalıkları da kansızlığa yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü+1
Dolayısıyla pekmez tüketmek otomatik olarak kansızlığı tedavi etmek anlamına gelmiyor.
Üzüm pekmezi özelinde yapılmış eski bir klinik araştırma dikkat çekici. 1997 yılında yayımlanan çalışmada 6-36 aylık 56 çocukta üzüm pekmezinden alınan demir ile demir sülfat karşılaştırılmış; demir eksikliği anemisi bulunan grupta demir sülfatın serum demiri üzerindeki artışı pekmez grubundan daha yüksek bulunmuş. Araştırmacılar üzüm pekmezinin demir kaynağı olabileceğini belirtse de bu sonuç, pekmezin demir tedavisine eşdeğer olduğu anlamına gelmiyor. PubMed
Bu nedenle “en iyi kan yapan pekmez kesinlikle X'tir” şeklindeki iddialara temkinli yaklaşmak gerekiyor. Pekmezler arasında besin içeriği ve üretim yöntemi bakımından farklılıklar olabilir; fakat kansızlık söz konusu olduğunda asıl mesele yalnızca hangi pekmezi seçtiğimiz değil, vücudun neden yeterince demir alamadığı veya demiri neden kaybettiğidir.
Kadınların deneyimi neden bu tartışmanın merkezinde?
Kansızlık konusu kadınlar açısından yalnızca bir “beslenme önerisi” değildir. Dünya Sağlık Örgütü, adet gören kadınlar, ergen kızlar, hamileler ve doğum sonrası kadınların kansızlık açısından daha yüksek risk taşıdığını belirtiyor. Bunun önemli nedenlerinden biri adet kanamasıyla düzenli demir kaybı, diğerleri ise gebelikte artan demir gereksinimi ve bazı durumlarda doğumla ilişkili kan kaybıdır. Dünya Sağlık Örgütü+1
Burada toplumsal cinsiyet boyutu özellikle önemli.
Bir kadın her ay yoğun adet kanaması geçiriyor, gün içinde çocukların bakımını üstleniyor, ev işlerini yürütüyor ve ekonomik nedenlerle demir açısından zengin gıdalara düzenli erişemiyorsa, ona yalnızca “Her gün bir kaşık pekmez ye” demek sorunun tamamını açıklamıyor.
Kadınların deneyimlerini dinlemek bu noktada önemli. Örneğin bazı kadınlar yorgunluğu yıllarca “ev işi yapmaktan”, “çocuklardan” veya “normal adet döneminden” kaynaklanan sıradan bir durum olarak görebiliyor. Oysa yoğun adet kanaması kansızlık açısından araştırılması gereken bir durum olabilir. WHO da ağır adet kanaması yaşayan kadınların sağlık hizmetine başvurmasını özellikle öneriyor. Dünya Sağlık Örgütü
Bu, bütün kadınların aynı deneyimi yaşadığı anlamına gelmez. Ekonomik durum, yaş, gebelik öyküsü, beslenme biçimi, sağlık hizmetlerine erişim ve mevcut hastalıklar deneyimleri ciddi biçimde değiştirebilir.
Erkeklerin rolü yalnızca “pekmez alıp getirmek” olmamalı
Toplumsal cinsiyet açısından başka bir nokta da erkeklerin beslenme ve sağlık sorumluluğuna nasıl dahil edildiği.
Kansızlık yaşayan bir kadına “Sen biraz pekmez ye” demek kolaydır. Fakat çözüm odaklı yaklaşım, alışverişi birlikte planlamaktan sağlık randevusuna eşlik etmeye, ev işlerini paylaşmaktan beslenme düzenini birlikte değiştirmeye kadar uzanabilir.
Burada “kadınlar duygusal, erkekler çözüm odaklıdır” gibi kalıplara düşmemek gerekiyor. Her kadının deneyimi aynı olmadığı gibi erkeklerin sağlık konusundaki davranışları da aynı değil. Bazı erkekler eşlerinin veya aile üyelerinin yaşadığı sağlık sorunlarını ciddiyetle takip ederken bazıları geleneksel “bir şey olmaz” anlayışıyla yaklaşabilir.
Asıl önemli olan cinsiyete göre karakter özelliği atfetmek değil, bakım emeğinin ve sağlık sorumluluğunun aile içerisinde nasıl dağıldığını sorgulamaktır.
Pekmez meselesinin sınıfsal tarafı da var
“Sağlıklı beslen” tavsiyesi çoğu zaman ekonomik gerçeklikten bağımsız veriliyor.
Geliri yüksek bir aile için kırmızı et, balık, yumurta, baklagiller, taze sebze ve meyvelerden çeşitli bir beslenme düzeni oluşturmak daha kolay olabilir. Geliri sınırlı bir aile ise aynı çeşitliliği sürekli sağlamakta zorlanabilir. WHO, gelir, eğitim, çalışma ve yaşam koşulları gibi sosyal belirleyicilerin sağlık üzerinde güçlü etkileri olduğunu ve sağlıkta bir “sosyal gradyan” bulunduğunu belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü+1
Bu nedenle pekmez bazen yalnızca geleneksel bir yiyecek değil, ekonomik açıdan erişilebilir olduğu düşünülen bir “sağlık çözümü” haline geliyor.
Bir market rafında üzüm, dut, keçiboynuzu ya da farklı yörelere ait pekmezleri görünce insanın aklına çok doğal bir soru geliyor: “Hangisi kan yapar, hangisini almalıyım?” Özellikle sürekli yorgunluk, halsizlik veya baş dönmesi yaşayan birinin çevresinden “Pekmez ye, kanın yükselsin” tavsiyesini duyması neredeyse kültürel bir refleks haline gelmiş durumda.
Fakat burada yalnızca besin değeri üzerinden konuşmak yeterli değil. “Kan yapan yiyecek” arayışı; kadınların adet dönemleri, hamilelik ve doğum gibi biyolojik süreçleriyle, aile içindeki beslenme alışkanlıklarıyla, gelir düzeyiyle, yaşanılan bölgeyle ve hatta sağlık hizmetlerine erişimle bağlantılı bir konu. Dünya Sağlık Örgütü de kansızlığın yalnızca bireysel beslenme tercihlerinden kaynaklanmadığını; yoksulluk, eğitim, besleyici gıdaya erişim ve toplumsal cinsiyet normları gibi sosyal belirleyicilerin de önemli olduğunu vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü+1
Bu nedenle “en iyi pekmez hangisi?” sorusunu yanıtlarken hem mutfaktaki geleneksel bilgiyi hem de bilimsel verileri birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Üzüm pekmezi mi, dut pekmezi mi? Önce “kan yapmak” ne demek?
Günlük dilde “kan yapmak” çoğunlukla hemoglobinin yükselmesi ve demir eksikliğinin giderilmesi anlamında kullanılıyor. Oysa kansızlığın tek bir nedeni yok. Demir eksikliği önemli bir neden olsa da B12 veya folat eksikliği, kronik hastalıklar, enfeksiyonlar, kan kaybı ve kalıtsal kan hastalıkları da kansızlığa yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü+1
Dolayısıyla pekmez tüketmek otomatik olarak kansızlığı tedavi etmek anlamına gelmiyor.
Üzüm pekmezi özelinde yapılmış eski bir klinik araştırma dikkat çekici. 1997 yılında yayımlanan çalışmada 6-36 aylık 56 çocukta üzüm pekmezinden alınan demir ile demir sülfat karşılaştırılmış; demir eksikliği anemisi bulunan grupta demir sülfatın serum demiri üzerindeki artışı pekmez grubundan daha yüksek bulunmuş. Araştırmacılar üzüm pekmezinin demir kaynağı olabileceğini belirtse de bu sonuç, pekmezin demir tedavisine eşdeğer olduğu anlamına gelmiyor. PubMed
Bu nedenle “en iyi kan yapan pekmez kesinlikle X'tir” şeklindeki iddialara temkinli yaklaşmak gerekiyor. Pekmezler arasında besin içeriği ve üretim yöntemi bakımından farklılıklar olabilir; fakat kansızlık söz konusu olduğunda asıl mesele yalnızca hangi pekmezi seçtiğimiz değil, vücudun neden yeterince demir alamadığı veya demiri neden kaybettiğidir.
Kadınların deneyimi neden bu tartışmanın merkezinde?
Kansızlık konusu kadınlar açısından yalnızca bir “beslenme önerisi” değildir. Dünya Sağlık Örgütü, adet gören kadınlar, ergen kızlar, hamileler ve doğum sonrası kadınların kansızlık açısından daha yüksek risk taşıdığını belirtiyor. Bunun önemli nedenlerinden biri adet kanamasıyla düzenli demir kaybı, diğerleri ise gebelikte artan demir gereksinimi ve bazı durumlarda doğumla ilişkili kan kaybıdır. Dünya Sağlık Örgütü+1
Burada toplumsal cinsiyet boyutu özellikle önemli.
Bir kadın her ay yoğun adet kanaması geçiriyor, gün içinde çocukların bakımını üstleniyor, ev işlerini yürütüyor ve ekonomik nedenlerle demir açısından zengin gıdalara düzenli erişemiyorsa, ona yalnızca “Her gün bir kaşık pekmez ye” demek sorunun tamamını açıklamıyor.
Kadınların deneyimlerini dinlemek bu noktada önemli. Örneğin bazı kadınlar yorgunluğu yıllarca “ev işi yapmaktan”, “çocuklardan” veya “normal adet döneminden” kaynaklanan sıradan bir durum olarak görebiliyor. Oysa yoğun adet kanaması kansızlık açısından araştırılması gereken bir durum olabilir. WHO da ağır adet kanaması yaşayan kadınların sağlık hizmetine başvurmasını özellikle öneriyor. Dünya Sağlık Örgütü
Bu, bütün kadınların aynı deneyimi yaşadığı anlamına gelmez. Ekonomik durum, yaş, gebelik öyküsü, beslenme biçimi, sağlık hizmetlerine erişim ve mevcut hastalıklar deneyimleri ciddi biçimde değiştirebilir.
Erkeklerin rolü yalnızca “pekmez alıp getirmek” olmamalı
Toplumsal cinsiyet açısından başka bir nokta da erkeklerin beslenme ve sağlık sorumluluğuna nasıl dahil edildiği.
Kansızlık yaşayan bir kadına “Sen biraz pekmez ye” demek kolaydır. Fakat çözüm odaklı yaklaşım, alışverişi birlikte planlamaktan sağlık randevusuna eşlik etmeye, ev işlerini paylaşmaktan beslenme düzenini birlikte değiştirmeye kadar uzanabilir.
Burada “kadınlar duygusal, erkekler çözüm odaklıdır” gibi kalıplara düşmemek gerekiyor. Her kadının deneyimi aynı olmadığı gibi erkeklerin sağlık konusundaki davranışları da aynı değil. Bazı erkekler eşlerinin veya aile üyelerinin yaşadığı sağlık sorunlarını ciddiyetle takip ederken bazıları geleneksel “bir şey olmaz” anlayışıyla yaklaşabilir.
Asıl önemli olan cinsiyete göre karakter özelliği atfetmek değil, bakım emeğinin ve sağlık sorumluluğunun aile içerisinde nasıl dağıldığını sorgulamaktır.
Pekmez meselesinin sınıfsal tarafı da var
“Sağlıklı beslen” tavsiyesi çoğu zaman ekonomik gerçeklikten bağımsız veriliyor.
Geliri yüksek bir aile için kırmızı et, balık, yumurta, baklagiller, taze sebze ve meyvelerden çeşitli bir beslenme düzeni oluşturmak daha kolay olabilir. Geliri sınırlı bir aile ise aynı çeşitliliği sürekli sağlamakta zorlanabilir. WHO, gelir, eğitim, çalışma ve yaşam koşulları gibi sosyal belirleyicilerin sağlık üzerinde güçlü etkileri olduğunu ve sağlıkta bir “sosyal gradyan” bulunduğunu belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü+1
Bu nedenle pekmez bazen yalnızca geleneksel bir yiyecek değil, ekonomik açıdan erişilebilir olduğu düşünülen bir “sağlık çözümü” haline geliyor.