Paranın değeri düşerse ne olur ?

Aydin

New member
Paranın Değeri Düşerse Ne Olur? Ekonomik Bir Soruyu Günlük Hayatın İçinden Bilimsel Olarak İncelemek

Paranın değer kaybetmesi denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak döviz kurunun yükselmesi, market fiyatlarının artması veya maaşın ay sonuna yetmemesi geliyor. Fakat konu aslında bundan çok daha geniş. Bir ülkenin parasının değerinin düşmesi; satın alma gücünden şirketlerin maliyetlerine, ithal ürünlerden borçların sürdürülebilirliğine, tasarruf davranışlarından insanların geleceğe ilişkin beklentilerine kadar ekonominin neredeyse bütün katmanlarını etkileyebiliyor.

Bu nedenle “Para yüzde 20 değer kaybederse ne olur?” sorusunun tek bir cevabı yok. Hangi para birimine karşı değer kaybettiği, neden değer kaybettiği, ekonominin ithalata ne kadar bağımlı olduğu, merkez bankasının güvenilirliği ve hanehalklarının gelirlerinin ne ölçüde ayarlanabildiği sonucu değiştiriyor.

Konuyu biraz daha yakından incelemek ilginç. Çünkü burada yalnızca finansal piyasalardaki rakamları değil, insanların gerçek yaşam deneyimlerini de araştırmak gerekiyor.

Paranın Değer Kaybetmesi Tam Olarak Ne Anlama Gelir?

Öncelikle iki kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor: nominal değer kaybı ve satın alma gücünün azalması.

Örneğin 1 doların 30 TL'den 40 TL'ye çıkması, TL'nin dolar karşısında değer kaybettiğini gösterir. Matematiksel olarak doların TL fiyatı yaklaşık yüzde 33,3 yükselmiştir. Ancak bu tek başına Türk vatandaşlarının satın alma gücünün de tam olarak yüzde 33,3 azaldığı anlamına gelmez.

Çünkü satın alma gücü, yalnızca döviz kuruna değil, yurtiçindeki fiyatlara ve gelirlere de bağlıdır.

Ekonomik araştırmalarda bu ilişkinin önemli bir bölümü exchange-rate pass-through (döviz kuru geçişkenliği) kavramıyla incelenir. Bu kavram, döviz kurundaki değişimin ithalat ve tüketici fiyatlarına ne ölçüde yansıdığını ifade eder.

2020 yılında Journal of International Money and Finance dergisinde yayımlanan ve 55 ülkeyi inceleyen araştırmada, döviz kuru geçişkenliğinin ülkeden ülkeye ciddi biçimde değiştiği; para politikası kaynaklı kur şoklarının daha yüksek geçişkenlikle ilişkili olduğu bulundu. Araştırmacılar ayrıca esnek kur rejimi ile güvenilir enflasyon hedeflemesinin birlikte bulunduğu ülkelerde geçişkenliğin daha düşük olma eğiliminde olduğunu belirledi. ScienceDirect

Dolayısıyla “para değer kaybetti = fiyatlar aynı oranda arttı” şeklindeki basit denklem bilimsel olarak doğru değildir.

İlk Etki: İthal Ürünler Pahalanır

Bir ekonominin yabancı ülkelerden aldığı malların önemli bölümünü ithal ettiğini düşünelim. Yerel para değer kaybettiğinde, aynı miktarda yabancı parayı satın almak için daha fazla yerel para gerekir.

Örneğin 100 dolarlık bir bilgisayarın fiyatı dünya piyasasında değişmese bile kur 30 TL'den 40 TL'ye çıkarsa bilgisayarın yalnızca kur üzerinden hesaplanan TL maliyeti 3.000 TL'den 4.000 TL'ye yükselir.

Fakat mesele bilgisayarla sınırlı değildir. Üretimde kullanılan enerji, makine, elektronik bileşen, ilaç hammaddesi veya tarımsal girdi ithal ediliyorsa bunların maliyetleri de artabilir. Böylece döviz kurundaki değişim, ithal ürünlerden yerli ürünlerin maliyetlerine doğru yayılabilir.

Türkiye açısından bu mekanizma özellikle önemlidir. IMF'nin Türkiye üzerine yaptığı çalışmalar, döviz kuru ile yurtiçi fiyatlar arasındaki ilişkinin tarihsel olarak güçlü olduğunu gösteriyor. 2002 tarihli IMF çalışmasında kullanılan VAR modeli, kur hareketlerinin fiyat enflasyonunu açıklamada önemli olduğunu; etkinin özellikle ilk dört ayda yoğunlaştığını ve yaklaşık bir yıl içinde büyük ölçüde tamamlandığını ortaya koymuştu. IMF+1

Daha güncel bir IMF çalışması da Türkiye'deki ithalatın yüzde 90'dan fazlasının yabancı para cinsinden faturalandırıldığını, bunun da döviz kurunun fiyatlar üzerindeki önemini artırdığını belirtiyor. IMF Elibrary

Burada forum açısından tartışmaya değer soru şu: Bir ülke üretimini artırmadan yalnızca kur istikrarına odaklanarak uzun vadeli fiyat istikrarı sağlayabilir mi?

İkinci Etki: Enflasyon ve Beklentiler

Paranın değer kaybı fiyatları yalnızca doğrudan ithalat kanalıyla etkilemez. Beklentiler de önemlidir.

Bir firma gelecekte döviz kurunun daha da yükseleceğini düşünüyorsa, bugünkü fiyatını belirlerken yalnızca mevcut maliyetine bakmayabilir. Yeniden aynı ürünü satın almanın gelecekte daha pahalı olacağını hesaba katabilir.

Benzer şekilde çalışanlar ücret görüşmelerinde gelecekteki enflasyonu dikkate alabilir. Hanehalkları tasarruflarını yerel para yerine döviz, altın veya başka varlıklara yönlendirebilir. Bu davranışlar ise ekonomik aktörlerin birbirlerinin beklentilerini güçlendirmesine neden olabilir.

Hakemli araştırmalar burada önemli bir uyarı yapıyor. 2006 yılında Journal of International Money and Finance dergisinde yayımlanan, 71 ülkenin 1979–2000 dönemini inceleyen çalışma, ortalama enflasyon ile döviz kuru geçişkenliği arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki buldu. Başka bir ifadeyle, yüksek enflasyon ortamlarında kur değişimlerinin fiyatlara yansıması daha güçlü olma eğilimindeydi. ScienceDirect

Bu yüzden para değer kaybettiğinde yalnızca bugünkü fiyatlara değil, insanların yarının fiyatlarını nasıl tahmin ettiğine de bakmak gerekiyor.

Üçüncü Etki: Maaş Artıyor Gibi Görünüp Gerçekte Gelir Azalabilir

Paranın değer kaybının en kolay anlaşılabileceği alanlardan biri ücretlerdir.

Bir çalışanın maaşı 30.000 TL'den 45.000 TL'ye yükselmiş olsun. İlk bakışta yüzde 50'lik bir artış vardır. Fakat aynı dönemde tüketici fiyatları yüzde 70 yükselmişse çalışanın nominal geliri artarken reel geliri azalmıştır.

Ekonomide önemli olan da büyük ölçüde budur: Maaşın rakamsal büyüklüğü değil, o maaşla satın alınabilen mal ve hizmet miktarı.

Bu nedenle yüksek enflasyon dönemlerinde insanların “maaşım arttı ama neden daha fakirim?” şeklindeki deneyimi ekonomik açıdan son derece anlaşılabilirdir.

Üstelik enflasyon bütün haneleri aynı şekilde etkilemez. 2022 enflasyonunu ABD hanehalkı harcama verileri üzerinden inceleyen Lester Taylor'ın çalışması; konut, ulaşım, benzin ve petrol gibi harcama gruplarının yüksek etkilendiğini, düşük gelirli hanelerde gıda harcamalarının enflasyona karşı özellikle hassas olduğunu gösterdi. Wiley Online Library

Dolayısıyla resmi enflasyon oranı tek bir sayı olsa da kişisel enflasyon oranı farklı olabilir.

Bir öğrencinin bütçesinde kira ve ulaşım önemliyken, çocuklu bir ailenin bütçesinde gıda ve eğitim daha belirleyici olabilir. Emekli bir kişinin harcama sepeti ise tamamen farklı olabilir.

Kadınlar ve Erkekler Aynı Ekonomik Şoku Gerçekten Aynı Şekilde mi Yaşar?

Burada önemli bir noktaya dikkat etmek gerekiyor: Kadınların “duygusal”, erkeklerin ise “analitik” olduğu gibi biyolojik veya değişmez bir genelleme bilimsel olarak savunulamaz. İnsanların ekonomik tepkileri eğitim, gelir, meslek, aile içindeki sorumluluklar, tüketim alışkanlıkları ve toplumsal roller tarafından şekillenir.

Fakat kadın ve erkeklerin ekonomik deneyimlerinin farklılaşabileceğini gösteren ampirik araştırmalar var.

Örneğin PNAS'ta yayımlanan bir araştırma, kadınların erkeklerden daha yüksek enflasyon beklentisine sahip olmasının basitçe “kadınların ekonomiyi daha farklı algılaması” şeklinde açıklanamayacağını gösterdi. Araştırmacılar, bunun önemli ölçüde günlük fiyatlarla karşılaşma biçimiyle ilişkili olduğunu buldu.

Çalışmada kadınların ortalama enflasyon beklentisinin erkeklerden yaklaşık 0,4 puan daha yüksek olduğu; ancak market alışverişine kimin daha fazla katıldığı kontrol edildiğinde cinsiyet farkının büyük ölçüde ortadan kalktığı görüldü. Araştırmacılar buradan, farkın doğuştan gelen yeteneklerden ziyade sosyal roller ve fiyat sinyallerine maruz kalmayla ilişkili olduğu sonucuna ulaştı. PubMed+1

Bu oldukça önemli bir bulgu.

Market alışverişini düzenli yapan bir insan; süt, yumurta, sebze, ekmek ve temizlik ürünlerindeki fiyat değişimlerini doğrudan izler. Finans piyasalarını takip eden başka biri ise kur, faiz ve tahvil getirilerine daha fazla dikkat edebilir.

Dolayısıyla aynı ekonomik olayı biri market fişinde, diğeri grafik üzerinde deneyimleyebilir.

Bu noktada erkeklerin veri odaklı yaklaşımıyla kadınların sosyal ve hanehalkı etkilerine odaklanan yaklaşımını karşı karşıya koymak yerine ikisini tamamlayıcı düşünmek daha anlamlıdır. Bir kişinin kur grafiğini incelemesi bize makroekonomik mekanizmayı gösterebilir; başka bir kişinin ay sonunda hangi gıdadan vazgeçtiğini anlatması ise aynı mekanizmanın sosyal sonucunu gösterir.

Üstelik roller değiştiğinde sonuçlar da değişebilir.

2023'te SSM – Population Health dergisinde yayımlanan geniş örneklemli bir çalışma, enflasyonla ilişkili ekonomik sıkıntıların psikolojik distress ile bağlantılı olduğunu ve bu ilişkinin cinsiyete göre farklılaşabildiğini gösterdi. Araştırma ABD Hanehalkı Nabız Araştırması'ndan 119.531 kişilik veri kullanıyordu. PubMed Central (PMC)+1
 
Üst