Sembolik Düşünme Piaget'In Gelişim Dönemlerinden Hangisinde Ortaya Çıkmaktadır ?

Tolga

New member
Hikâyenin Ardında: Piaget ve Sembolik Düşünme

Herkese merhaba! Bugün sizlere, belki de çoğumuzun göz ardı ettiği ama bir o kadar da önemli olan bir gelişimsel dönemi anlatmak istiyorum. Ama bunu, kuru kuru bir açıklama yapmak yerine, bir hikâye üzerinden anlatacağım. Çünkü bazen bir hikâye, kuru bir bilgilendirmeden çok daha derin anlamlar taşır, değil mi? Hadi, zaman yolculuğuna çıkalım ve Piaget’nin gelişim dönemlerinin arasından birine odaklanalım. Bu, sembolik düşünmenin, yani çocukların hayal gücünün ilk kez serbest kaldığı döneme ait bir hikâye olacak.

Hayal Gücüyle Dans Eden Bir Çocuk: Deniz'in Hikâyesi

Deniz, beş yaşında, gözleri dünyayı merakla keşfe çıkmaya hazır bir çocuktur. Her gün aynı saatlerde parka gider, orada arkadaşlarıyla oyunlar oynar. Ancak diğer çocuklardan farklı olarak, Deniz'in dünyasında her şeyin bir anlamı vardır. Çimenler, taşlar, hatta rüzgar, onun gözünde birer karaktere dönüşür. Bugün, en sevdiği taşla bir yolculuğa çıkmaya karar verir.

Deniz'in zihninde taş, sadece bir doğal madde değil, bir kahraman, bir yol arkadaşıdır. Ona bir isim verir, "Kumlu". Kumlu, Deniz'in en güvenilir dostudur, ona her şeyde yardım eder ve birlikte zorlukların üstesinden gelirler. Kumlu’yu parka her gün getirir, ona yeni hikâyeler anlatır. Kumlu, bazen uzak diyarlara yolculuk yapan bir kaşif, bazen de dev bir kahramandır. Deniz, taşla konuşur, onunla dertleşir ve onunla birlikte hayal dünyasında farklı senaryolar yaratır.

Peki, bu bir çocuk için ne kadar normal bir davranış, değil mi? Ama aslında burada Piaget’nin çok önemli bir teorisini görmemiz gerekiyor: Sembolik Düşünme. Deniz, henüz Piaget’nin gelişim aşamalarından biri olan preoperasyonel dönemin tam ortasında yer alıyor. Bu dönemde çocuklar, soyut düşünme kapasitesine sahip olmamakla birlikte, semboller kullanarak dünyayı anlamlandırma yoluna giderler. Kumlu taşının bir "kahraman" olarak kabul edilmesi, işte bu sembolik düşünmenin bir örneğidir. Çocuklar bu dönemde, soyut düşünceyi ve sembolik anlamları henüz tam olarak kavrayamasalar da, oyunlarıyla, hikâyeleriyle, yaşantılarıyla bir anlam yaratmaya başlarlar.

Baba Can: Stratejik Düşünce ve Çözüm Arayışı

Deniz’in babası Can, onu her gün parka bırakırken, her zaman çok dikkatli ve stratejik bir yaklaşım sergiler. "Taşla oynama, denize girmelisin" diyen babası, her zaman çözüm odaklıdır. Can, problem çözme konusunda oldukça pratik ve stratejik düşünür. Bu, onun iş dünyasında başarılı olmasını sağlayan bir yaklaşımdır. Oğlunun taşla oynarken hayal gücünü geliştirdiğini fark edemez, çünkü onun gözünde taş bir araçtan başka bir şey değildir. Çocuklarının oyunlarının değerini tam olarak anlamaz. "Sadece çocuklar eğlensin" diyerek, daha çok fiziksel etkinlikler ve pratik oyunlar önerir.

Can’ın bakış açısı, toplumun genelinin düşünce yapısını yansıtır. Erkekler genellikle daha mantıklı, çözüm odaklı ve sonuç odaklı düşünmeye eğilimlidir. Bu yüzden, Piaget’nin preoperasyonel dönemdeki sembolik düşünmeyi tam anlamamakta ve kendi çözüm odaklı yaklaşımını çocukluk dönemine de uygulamaya çalışmaktadır.

Anne Elif: Empatik Düşünce ve İlişkisel Yaklaşım

Diğer yanda ise Deniz’in annesi Elif vardır. Elif, her sabah kahvaltıda, Deniz’in taşla yaptığı oyunları dinlerken büyük bir dikkatle onu dinler. "Kumlu, seni zorlamış mı?" diye sorar, "Hangi maceraya çıktınız bugün?" Elif, erkeklerin aksine, empatik ve ilişkisel bir bakış açısına sahiptir. O, sadece oyunun sonucuna değil, oyun sürecinde çocuğunun duygusal dünyasına da odaklanır. O, Deniz’in hayal gücünü anlamak ve ona duygusal olarak katılmak için çaba harcar.

Bu, aslında çocuk gelişiminde önemli bir yeri olan ve Piaget’nin teorisinde de yerini bulan bir durumdur. Anne, çocuğunun sembolik düşünmesini yüreklendirir, onun hayal dünyasına saygı gösterir. Çocuklar, çevrelerinden duygusal destek aldıklarında daha güçlü bir şekilde sembolik düşünme becerisini geliştirirler. Elif’in yaklaşımı, tıpkı Piaget’nin önerdiği gibi, çocukların sembolik düşünme dönemine girerken içsel dünyalarını keşfetmelerine yardımcı olur.

Hayal Gücünün Gücü: Sembolik Düşünme ve Çocuk Gelişimi

Hikâye sona erdiğinde, Piaget’nin preoperasyonel dönemi ve sembolik düşünme arasındaki ilişkiyi bir kez daha hatırlıyoruz. Bu dönemde çocuklar, fiziksel dünyayı anlamakla birlikte, nesneleri, kişiler ve olayları sembollerle ilişkilendirerek soyut bir dünyaya adım atarlar. Deniz’in taşla yaptığı oyun, onun içsel dünyasında bir kahraman yaratmasının, hayal gücünü kullanarak daha derin anlamlar ortaya koymasının bir örneğidir.

Fakat, bu süreç yalnızca çocuğun zihinsel gelişimiyle ilgili değildir. Ailelerin, özellikle de ebeveynlerin bu sürece nasıl yaklaşacağı, çocuğun sembolik düşünme yeteneğini ne kadar gelişebileceğini belirler. Can’ın çözüm odaklı yaklaşımı, belki de kısa vadede faydalı gibi görünse de, uzun vadede çocuğun yaratıcılığını engelleyebilir. Elif’in empatik yaklaşımı ise çocuğun hayal gücünü açığa çıkarır ve onu geliştirmesine olanak tanır.

Sizce, Günümüz Toplumunda Çocuklar Yeterince Hayal Gücüyle Oynayabiliyor Mu?

Forumdaşlar, bu hikâyede gördüğümüz sembolik düşünmenin gücünü ve ebeveynlerin çocuk gelişimine olan etkisini tartışmak istiyorum. Sizce, günümüz toplumunda çocuklar gerçekten de yeterince hayal gücüyle oynayabiliyor mu? Aileler, çocuklarının sembolik düşünme becerisini geliştirebilmek için ne gibi adımlar atabilirler? Yoksa toplum, daha pratik, daha sonuç odaklı bir gelişim biçimine mi kaymıştır?

Hikâyenin sonunda, sizden duymak istiyorum.